En son Türkiye ile Fildişi sahilleri arasında oynan futbol maçında ülkemizin adı TRT tarafından ekranlara Turkey olarak yansıtıldı. Ülkemizin adı TÜRKİYE değil mi? Ülkemizin adını İngilizler, Fransızlar ya da Almanların kendi dillerine göre telaffuz ettikleri şekilde mi kullanmalıyız. Üstelik bunu yapan Devletin kurumu, bir zamanlar TÜRKÇEYİ en iyi kullanan, spikerleri en duru Türkçeyi konuşan, mesleklerinin deyim yerindeyse Profesörü olan spikerlerin yetiştiği TRT’nin yapması ağır olmamış mıdır? Bu maçta Türkiye ev sahibi, yurt dışında oynanan bir maç olsa yine bir dereceye kadar anlarım. Bunu onaylarsak, Türkiye’de yapılmakta olan resmi/özel bir toplantıda Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık veya diğer kurumların düzenlediği bir toplantıda TURKEY PRESİDENT, TURKEY PRİME MİNİSTER demenin de bir sakıncası yok mu? Türkiye’de çok bilinen olduğu için yazıyorum İstanbul’u gezdiğimizde her yerde yabancı isimlerin kullanıldığını fark etmememiz imkânsızdır. Yapılan sitelere dahi yabancı isimler verilmektedir bazıları Alice Village, Almondhill, Andromeda, Qantium, Sinpaş Aqua City, Villa Mare, Yeshill Göktürk. Seven Hilll, şakir’s places, sheyda cafe, happy hamile clup bunlar da işyerlerinin isimleri yoruma gerek var mı bilmiyorum (bu yazdığım isimlerin altı şu an kırmızı ile çizildi). Derdim hiç de TÜRKİYE/TURKEY/HİNDİ üçlüsü arasında sıkışmak değil, derdim Türkçemize sahip çıkmak. Türkiye’de resmi kurum ve kuruluşlar buna sahip çıkmazsa İngiltere, Almanya, Fransa vs. ülkeler mi sahip çıkacak, TURKEY dedikçe yahu bu ülkenin adı TÜRKİYE öylemi kullanalım diyecekler. Bizler TURKEY CUMHURİYETİ VATANDAŞI Ayşe/Fatma/Ali/Veli’yiz diyeceğiz. Bizler turistler karşısında tarzanca konuşmaya çalışırken Fransa’dan herhangi bir alış veriş merkezinden alış verişi Türkçe yapın, ya da yapmaya çalışın bakalım bilmelerine rağmen Fransızca dışında size yardımcı olurlar mı? İçinde Türkiye geçen her yere TÜRKİYE yazılmasına önem gösterelim. İşyerleri açtığımızda, yeni siteler yaptığımızda isimlerini Türkçe koyalım. Yabancı isimli yerlerin sahiplerini, ilgililerini nezaket kuralları çerçevesinde uyaralım. Türkiye ismine, Türkçeye sahip çıkalım. Süperkomedi
18 Şubat 2009 Çarşamba
16 Şubat 2009 Pazartesi
‘Yolsuzluk yok ki’ kandırmacası
AKP’li olmayanların aralarında çok konuştuğu ve gerçekten çok merak ettikleri bir konu var: “Bunca yolsuzluk olayı ortaya çıkarıldığı halde, AKP’yi tutanlar neden hiçbir tepki göstermiyor?”
Bu çok ciddi bir şekilde merak ediliyor. Çünkü biraz akıl ve vicdan sahibi olan herkes göz göre göre yapılan yolsuzluklar karşısında, en azından rahatsız olur ama belki sesini çıkarmaz oturur oturduğu yerde.
Oysa AKP savunucuları sessiz kalmak ne kelime, yolsuzluk yok diye avaz avaz bağırıyor. Geçenlerde AKP’ye çok yakın olduğunu bildiğim bir dostumla Bebek’te sohbet ediyorduk. Konu yine yolsuzluklara geldi.
Bana ne dedi biliyor musunuz? “Can, sen de ısrarla yazıyorsun ama boşuna nefes tüketiyorsun çünkü AKP’liler yolsuzluk yapıldığına inanmıyor ki.”
Doğal olarak “Nasıl yani, haydi haberlere inanmıyorlar diyelim ama ortaya konanları da mı hiç düşünmüyorlar, merak da mı etmiyorlar?” sorusunu sordum.
AKP’ye yakın dostum “Çünkü” diye söze girdi “Ortada çalınan para varsa bile bunun ceplere gitmediğine inanıyor AKP tabanı, bu paranın Kuran kurslarına, fakir fukaraya aktarıldığına inanıyor.”
İster istemez şaşırdım, “Bunu ciddi mi söylüyorsun?” diye üsteleyince sözlerine devam etti:
“Bak, anlamadığın şu. Bu adamlar sizin anladığınız gibi çalışmıyor. Mahalle toplantıları düzenliyorlar. Sen sanıyorsun ki burada kimse soru sormuyor. Soran var tabii. Ama onlara ‘Kardeşim ne yolsuzluğu, biz zaten bugüne kadar ülkenin kanını emenlerden topluyoruz paraları, bu paralar olmasa evinize yardımlar nereden gelecek, çocuklarınızı gönderdiğiniz Kuran kursları nasıl açılacak, üniversite öğrencilerine evlerini açanlar akşam sofraya nasıl yemek koyacak’ diyorlar. Bunu duyan vatandaş da sesini kısıyor ve yolsuzluk iddialarına karşı çıkıyor.”
Duyduklarım çok tehlikeli bir anlayışın da ürünü aynı zamanda. Çünkü belli ki mahalle toplantıları yapanlar, yolsuzluk konusunu “din dışı” gördükleri kesimden toplanan bir tür vergi gibi görüyor ve halka bunu empoze ediyor.
Tehlikeye bakar mısınız?
Can Ataklı / Vatan
1 Şubat 2009 Pazar
LÜTFEN ÇOCUKLARIMIZA TACİZİN NE OLDUĞUNU ANLATALIM
Cinsel düello
Evet bence bunun adı cinsel düello!
Adam almış karşısına bir çocuğu, başlamış tacize.
Ellemiş, elletmiş, göstermiş, göstertmiş...
Çocuk yapma demiş, adam yapmış.
Çocuk elleme demiş, adam ellemiş.
Çocuk yapmak istemiyorum demiş, adam yapacaksın demiş.
Çocuk ne olur gösterme demiş, adam göstermiş.
Veya
Çocuk korkmuş konuşamamış,
Susmuş karşı koyamamış...
Çünkü hır-pa-lan-mış!
Masumiyet sapıklıkla çarpışmış, masumiyet yerde kalmış...
Yahu benim yazarken içim kalkıyor, sizin okurken.
Ben yazarken etkileniyorum, siz okurken de... tacize uğrayan çocuk etkilenmemiş öyle mi?
Oldu!
Peki neymiş?
Çocuk 14 yaşına artık gelmişmiş...
Eee?
Adam kaç yaşında?
Çocuktan büyük!
Yaşıtı olsa kaç yazar?
Yoook, biz daha taciz nedir, neye denir, nasıl olur onu anlamadık ki?
Eee?
Madem çocuk 14 yaşında artık, o zaman tacizci tutuksuz yargılansa da olur...
Neden?
Kanun öyle diyo.
Kurban olsunlar kanunlara!
Şimdi ne olacak peki?
Çocuğa tekrar bakacağız, bakalım psikolojisi bozulmuş muuu, bozulmamış mı?
Çünkü raporun yanlış olduğunu anladık en sonunda!
Hmmm, afferin bize. Bak bu sevindirici bir haber.
Biz sevinmeye o kadar muhtacız ki, buna bile sevinir olduk!
Allah aşkına, birileri şu çocuğun bozulup bozulmadığına bakacağına çıkıp tacizcinin sapıklık boyutuna bir bakabilir mi?
Birileri artık şu zavallı çocuğu kurcalayacağına, yeni bir kimlik verip izini kaybettirip tedavi etme yoluna gidebilir mi?
Çocuk bitti, gitti!
Kahroluyorum o çocuğu düşündükçe...
Ne olur, birileri esas şu tacizciyi iyice ele alıp inceleyip kurcalayıp bu cins suçları işleyen insanların nasıl ortak özellikleri olduğunu mesela, bilgimiz için bizimle paylaşabilir mi?
Başka birileri de acilen, lütfen, tacizci ve tecavüzcülerin, yani suçluların, işledikleri suçun cezasını çekmelerini sağlayabilir mi?
“Ya yine suçlu cezasız kalıp da yırtarsa?!” korkusu o kadar baskınki kafamda...
Sakince bakamıyorum ki olanlara, sakince yazayım!
Sakin olmak lazım oysa...
Madem adalete güvenemiyorum, şüphe ediyorum,
Ben de o zaman elimden gelen tek şeye sarılıyorum:
Bilgiye ve bilgilendirmeye...
Yılmadan yeniden, en başa alıyorum.
Aşağıdaki linki tıkladığınızda karşınıza çıkan dosya sizindir.
http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=10454789&yazarid=232
Dosyayı indirin, basın, dağıtın, okuyun, okutun.
Ne isterseniz yapın.
Ne benden, ne de başkasından izin almanıza gerek yok.
Yeter ki bilgilenip kendinizi kollayın, çocuğunuza da sahip çıkın.
Şunu da ne olur unutmayın;
Tacize uğramış bir çocuk yalan söylemez.
Onu ciddiye alın.
Ve ne olur,
Bu konuda sessiz kalmayın!
Yonca
“Çare-Sizsiniz”
http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=10454789&yazarid=232
Yonca Tokbaş / 18.12.2008 / Hürriyet
Evet bence bunun adı cinsel düello!
Adam almış karşısına bir çocuğu, başlamış tacize.
Ellemiş, elletmiş, göstermiş, göstertmiş...
Çocuk yapma demiş, adam yapmış.
Çocuk elleme demiş, adam ellemiş.
Çocuk yapmak istemiyorum demiş, adam yapacaksın demiş.
Çocuk ne olur gösterme demiş, adam göstermiş.
Veya
Çocuk korkmuş konuşamamış,
Susmuş karşı koyamamış...
Çünkü hır-pa-lan-mış!
Masumiyet sapıklıkla çarpışmış, masumiyet yerde kalmış...
Yahu benim yazarken içim kalkıyor, sizin okurken.
Ben yazarken etkileniyorum, siz okurken de... tacize uğrayan çocuk etkilenmemiş öyle mi?
Oldu!
Peki neymiş?
Çocuk 14 yaşına artık gelmişmiş...
Eee?
Adam kaç yaşında?
Çocuktan büyük!
Yaşıtı olsa kaç yazar?
Yoook, biz daha taciz nedir, neye denir, nasıl olur onu anlamadık ki?
Eee?
Madem çocuk 14 yaşında artık, o zaman tacizci tutuksuz yargılansa da olur...
Neden?
Kanun öyle diyo.
Kurban olsunlar kanunlara!
Şimdi ne olacak peki?
Çocuğa tekrar bakacağız, bakalım psikolojisi bozulmuş muuu, bozulmamış mı?
Çünkü raporun yanlış olduğunu anladık en sonunda!
Hmmm, afferin bize. Bak bu sevindirici bir haber.
Biz sevinmeye o kadar muhtacız ki, buna bile sevinir olduk!
Allah aşkına, birileri şu çocuğun bozulup bozulmadığına bakacağına çıkıp tacizcinin sapıklık boyutuna bir bakabilir mi?
Birileri artık şu zavallı çocuğu kurcalayacağına, yeni bir kimlik verip izini kaybettirip tedavi etme yoluna gidebilir mi?
Çocuk bitti, gitti!
Kahroluyorum o çocuğu düşündükçe...
Ne olur, birileri esas şu tacizciyi iyice ele alıp inceleyip kurcalayıp bu cins suçları işleyen insanların nasıl ortak özellikleri olduğunu mesela, bilgimiz için bizimle paylaşabilir mi?
Başka birileri de acilen, lütfen, tacizci ve tecavüzcülerin, yani suçluların, işledikleri suçun cezasını çekmelerini sağlayabilir mi?
“Ya yine suçlu cezasız kalıp da yırtarsa?!” korkusu o kadar baskınki kafamda...
Sakince bakamıyorum ki olanlara, sakince yazayım!
Sakin olmak lazım oysa...
Madem adalete güvenemiyorum, şüphe ediyorum,
Ben de o zaman elimden gelen tek şeye sarılıyorum:
Bilgiye ve bilgilendirmeye...
Yılmadan yeniden, en başa alıyorum.
Aşağıdaki linki tıkladığınızda karşınıza çıkan dosya sizindir.
http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=10454789&yazarid=232
Dosyayı indirin, basın, dağıtın, okuyun, okutun.
Ne isterseniz yapın.
Ne benden, ne de başkasından izin almanıza gerek yok.
Yeter ki bilgilenip kendinizi kollayın, çocuğunuza da sahip çıkın.
Şunu da ne olur unutmayın;
Tacize uğramış bir çocuk yalan söylemez.
Onu ciddiye alın.
Ve ne olur,
Bu konuda sessiz kalmayın!
Yonca
“Çare-Sizsiniz”
http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=10454789&yazarid=232
Yonca Tokbaş / 18.12.2008 / Hürriyet
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


