Merhamet tamircisi
OKURUM Mine'den öğrendim...
Müthiş bir kavram...
Merhamet tamircisi...
Mine, gazetede restorasyonla ilgili bir haber okuyor ve bu sözcükle karşılaşıyor.
"Allah Allah, merhamet tamircisi de neyin nesi?" diyor.
Sanat tarihi, arkeoloji, tarih ve restorasyonla fevkalade ilgili ama bu sözcüğü daha önce hiç duymamış.
İnternete giriyor, tık yok.
Restoratör, mimar ve ahşapla uğraşan ne kadar arkadaşı varsa arıyor...
Çatlayacak...
Bilen bir tek Allah'ın kulu yok.
Sonra bir arkadaşı akıl veriyor:
"Marangoz Cengiz Beşiktaş'a sor, o bilebilir...
"Gerçekten de usta marangoz biliyor.
Hiç sektirmeden, "Merhamet tamiri, ahşap bir eserin, çürüyen, bozulan parçalarının bütüne dokunulmadan çıkarılmasıdır" diyor, "Sadece o bölümü alıyorsunuz, iyileştirip, geri yerine takıyorsunuz. Tüm bunları da müthiş bir merhametle yapıyorsunuz!"
* * *
Mine zeki kadın, kavramı seviyor ve geliştiriyor.
"Zor zamanlarda insanın ihtiyacı olan bir merhamet tamircisidir!" diyor, "Benimki Galatasaray Lisesi'nden 30 yıllık arkadaşım Zekiye...
"Gerçekten de Zekiye, hayatının en zorlu anlarında hep onun yanındaymış, onu hiç yalnız bırakmamış. Mine bütün zorlukları aşmış ama hep Zekiye'nin merhamet tamiri sayesinde...
Şöyle anlatıyor:
"Yaşadıklarımı sıradanlaşıncaya kadar bana anlattırır. Beni yargılamaz, sadece dinler. Kimi zaman hiç yorum yapmaz. Ezik büzük parçalarımı, kırık dökük taraflarımı, çürüttüğüm anılarımı oyup çıkarır, sonra tekrar yerine takar. 30 yıllık biricik arkadaşım, bugüne kadar hep merhametiyle beni tamir etti. Ben de onu..."
* * *
İki kadının dostluğu çok hoşuma gitti...
Aslında hepimizin ihtiyacı var bir merhamet tamircisine...
Etrafınızda varsa, onların kıymetini bilin.
A.Arman / 30.01.2009 / Hürriyet Gazetesi
31 Ocak 2009 Cumartesi
BİREYSEL maddi tecavüz olaylarının MEDYA ile TOPLUMSAL manevi TECAVÜZE DÖNÜŞTÜRÜLMESİ...
Sayın Yetkili,
Bir baba olarak bu ülkede tecavüz haberlerini okudukça dehşete kapılıyorum.
Hele savunmasız çocuk, hatta bebek haberleri inanın yüreğim burkuluyor, kanım donuyor...
MEDYA ve özelde haberciler bu tür haberleri her türlü detayına kadar yazılı ve görsel olarak topluma ayna gibi tutuyorlar. İşte bu noktada daha büyük bir sorun başlıyor. Tıpkı bir-iki kişinin vahşice öldürülmesinin sürekli gündemde tutularak TÜM TOPLUMUN TERÖRİZE EDİLMESİ, SİNDİRİLMESİ gerçekleşmesi gibi... Bunu yapan medya ne kadar bilinçli yapıyor bilmiyorum. Ama küçük çocukları olan arkadaşlar bir an için bu haberleri TV veya gazeteden kendi çocuğunuzun izlediğini/okuduğunu farzedin. Sözde olayın vehametini göstermek isteyen ama tüm toplumu terörize ettiğinin farkında olmayan BİLİNÇSİZ habercilerin sözlü-yazılı girdikleri detayları ben bu yaşta okumaya, duymaya dayanamıyorum... Peki, bu "BİLİNÇSİZ YAYINA" maruz kalan çocuklardaki ruhsal yıkılmayı ve yaşam boyu kalacak etkilerini düşünün. (Gelişmiş ülkelerdeki yayın yasakları/otokontrol ve kapalı yargı yapılması vs.geliştirilen önlemlerden bazılarıdır.)
Bu çocuklar da bir anlamda fiziksel değil ama ruhsal olarak aynı iğrençlikten etkilenmiş olmuyor mu?
Bu tür haberler konusunda acilen UZMAN PSİKOLOGLAR aracılığı ile yayın konusunda yasal ve mesleki kurumlar düzeyinde çağdaş düzenlemeler yapılmalıdır.
Haberler daha üst seviyeden ve çocuklarda ruhsal yıkıntaya yol açmayacak tarzda olmalıdır.
Detaylar Yargının ve Adli Tıbbın kapsamında kalmalıdır.
*** Lütfen, sizler de kendi sorumluluk alanlarınızda bu konuda çağdaş önlemlerin bir an önce alınması için gereken girişimlerin başlatılmasına öncü olun.
*** Saygılarımla.
Bu yazı Hürriyet Gazetesi yorumcularından 555K arkadaşımız tarafından hazırlanmış ve hepimiz tarafından Türkiye Cumhuriyet Devletinin tüm etkili ve de yetkili kurumlarına gönderilmiştir. Süperkomedi
Çocuk tecavüzcüleri ömür boyu cezaevine mi girmeli hadım mı edilmeli
Bugün bu ülkenin gelmiş geçmiş en tecrübeli adli tıp uzmanlarından biri karşınızda: Profesör Fatih Yavuz. Adli travmatolojiden bireyler arasındaki fiziksel şiddete, çocuk istismarından DNA analizlerine kadar geniş bir çalışma alanı var. 3000 küsur kişiyi bizzat muayene etmiş. İnsan ondan çok şey öğreniyor ama morali de bozuluyor, çünkü Fatih Yavuz bu ülkedeki cinsel suçlar konusundaki "büyük resmi" olduğu gibi önünüze koyuyor. Durum içler acısı!
Artık bu noktadayız. Çocuklara karşı işlenen cinsel suçlar o kadar arttı ki, çocuk tecavüzcülerinin hadım edilmesi öneriliyor. Amerika'da 13 eyalette ikinci suçlarda opsiyonel olarak uygulanıyor. Profesör Dr. Fatih Yavuz ve Profesör Dr. Oğuz Polat, pek çok ülkede bu konuyla ilgili referandumlar yapıldığını söylüyor. Siz de tartışın bakalım, çocuk tecavüzcüleri cezaevine mi girmeli? Hadım mı edilmeli?
Gazetede her Allah'ın günü bir tecavüz haberi daha okuyoruz ve isyan ediyoruz. Özellikle çocuk tecavüzlerinde ne yapılabilir? Caydırıcı ne tür önlemler alınabilir?
-Dünya da bu meseleyi tartışılıyor. Hatta referandumlar yapılıyor: Çocuk tecavüzcüleri, yani pedofili hastaları, hadım edilmeli mi edilmemeli mi?
Sonuç?
-Bazı ülkeler uygulamaya geçti bile. Amerika'da 13 eyalette ve bazı Uzakdoğu ülkelerinde müebbet hapis cezasına opsiyonel olarak, ikinci suçlarda uygulanıyor.
Bugün bu ülkenin gelmiş geçmiş en tecrübeli adli tıp uzmanlarından biri karşınızda: Profesör Fatih Yavuz. Adli travmatolojiden bireyler arasındaki fiziksel şiddete, çocuk istismarından DNA analizlerine kadar geniş bir çalışma alanı var. 3000 küsur kişiyi bizzat muayene etmiş. İnsan ondan çok şey öğreniyor ama morali de bozuluyor, çünkü Fatih Yavuz bu ülkedeki cinsel suçlar konusundaki "büyük resmi" olduğu gibi önünüze koyuyor. Durum içler acısı!
Artık bu noktadayız. Çocuklara karşı işlenen cinsel suçlar o kadar arttı ki, çocuk tecavüzcülerinin hadım edilmesi öneriliyor. Amerika'da 13 eyalette ikinci suçlarda opsiyonel olarak uygulanıyor. Profesör Dr. Fatih Yavuz ve Profesör Dr. Oğuz Polat, pek çok ülkede bu konuyla ilgili referandumlar yapıldığını söylüyor. Siz de tartışın bakalım, çocuk tecavüzcüleri cezaevine mi girmeli? Hadım mı edilmeli?
Gazetede her Allah'ın günü bir tecavüz haberi daha okuyoruz ve isyan ediyoruz. Özellikle çocuk tecavüzlerinde ne yapılabilir? Caydırıcı ne tür önlemler alınabilir?
-Dünya da bu meseleyi tartışılıyor. Hatta referandumlar yapılıyor: Çocuk tecavüzcüleri, yani pedofili hastaları, hadım edilmeli mi edilmemeli mi?
Sonuç?
-Bazı ülkeler uygulamaya geçti bile. Amerika'da 13 eyalette ve bazı Uzakdoğu ülkelerinde müebbet hapis cezasına opsiyonel olarak, ikinci suçlarda uygulanıyor.
Nasıl yani ikinci suçlar?
-Tahliye olur olmaz yine bir çocuğa tecavüz ediyor. O zaman ya ömür boyu hapse mahkum oluyor ya da hadım ediliyor.
Cerrahi bir operasyonla mı kastre ediliyor?
-Yok hayır kimyasal olarak. Doğum kontrol ilaçlarını düşünün, o hormonların yaklaşık 50 kat fazlası haftalık enjeksiyonlarla veriliyor. Bu da cinsel isteğini engelliyor.
Neden ikinci kez suç işlemeleri bekleniyor da, birincide bu uygulamaya geçilmiyor?
-Çünkü cinsel suçlar üzerine 1980'lerde çalışılmaya başlandı. Henüz çok yeni. Pedofili hastalarını bile yeni yeni tanıyoruz. Bu insanlar, erişkinlerle normal ve sağlıklı ilişki kuramadıkları için çocuklarla ilişkiye giriyorlar. Ve bunu engelleyemiyorsunuz. İstediğiniz kadar eğitim programına filan alın, çaresi yok, mutlaka bu suçu tekrar işliyorlar. Dolayısıyla gelinen en son nokta: "Madem ki cinsel dürtülerini kontrol edemiyorlar, bunlara cinsel dürtülerini bastıran ilaçlar verelim. Libidolarını düşürelim..."
Siz katılıyor musunuz bu görüşe?
-Kesin kararı vermiş değilim...
Nasıl yani?
-Çünkü o enjekte edilen ilaçlar kansere yol açabiliyor...
İyi de o adam, küçücük bir çocuğun hayatını karartmış, her fırsatta da başka çocukların hayatlarını karartacak...
-Doğrudur. Ama bir sürü şey hayatımızı karartıyor. Rahşan Ecevit'in affını düşünün. Kaç çocuk tecavüzcüsü o afla salıverildi biliyor musunuz? Üstelik neredeyse hepsi benzer suçlar işleyip tekrar içeri girdiler. Güya cinsel saldırı suçları af kapsamı dışında kaldı. Ama ne oldu? Çocuğa tecavüz eden aftan yaralanamadı ama tecavüz ettikten sonra öldüren cezaevinden çıktı! Çünkü adam öldürenleri affettiler. Böyle bir ülke burası.
Erkek çocuklarının durumu ne? Tecavüzlerden onlar nasibini ne kadar alıyor?
-Birtakım veriler sadece bize özgü. İstatistiklere göre Batı'da 4 kız çocuğuna karşı 1 erkek çocuğu cinsel saldırıya uğruyor. Buna karşılık, bizde bu oran 2 kız çocuğuna karşılık 1 erkek çocuğu. İkiye bir yani. Erkek çocukları da en az kız çocukları kadar saldırıya açık. Saldırı sınıflandırması yaptığınızda Batı'da vajinal saldırı birinci sırada, sonra oral ve anal olarak geliyor. Bizde ise anal saldırı birinci sıradadır.
Sizce makul bir sebebi var mı? Gizli eşcinsellik olabilir mi?
-Olabilir. Bizde eşcinsellik hálá aktif- pasif olarak algılanıyor, oysa eşcinsel ilişki, eşcinsel ilişkidir, aktifi pasifi olmaz.
Çocuk tecavüzcüleri hadım edildikleri takdirde cinsellik yaşayamıyorlar değil mi?
-Cinsel uyarılma olunca yaşayabiliyor, mesela eşleriyle birlikte olabiliyor. Ereksiyon sağlanıyor ama kendileri bir cinsel ilişki başlatamıyor.
İyi de bunun neresi ceza? Eşleriyle birlikte olabilmeleri de bir özgürlük değil mi...
-Evet ama insan doğmakla bir sürü hakkımız oluyor. İnsan olarak hakları dediğimiz şey biraz da böyle bir şey. Mağdurun hakları kadar sanığın hakları da korunuyor, hatta bazen denge şaşıyor...
KADINLARIN YÜZDE 56'SI TACİZE VE TECAVÜZE MARUZ KALIYOR PEKİ BU YÜZDE 56'YI KİM TACİZ EDİYOR?
Bir süredir yoğun bakımda tacize uğrayan genç bir kızın başına gelenleri yazıyorum...
-Evet takip ediyorum...
Bir adli tıp uzmanı olarak sizin bu konuda söylemek istedikleriniz var mı?
-Türkiye'de her 100 kadından 40 tanesi bu tür eylemlere maruz kalıyor. İstenmeyen cinsel içerikli dokunma oranı yüzde 40.
Otobüste, işyerinde, okulda, yolda, asansörde, doktorun muayenehanesinde...
-Evet ne yazık ki her yerde. Cezası da 2 yıldan başlıyor. İşyerinde patron yapıyorsa 3 yıldan. Söz konusu kişi bir çocuksa 5 yıldan. Evet 100 kadından 40 tanesi buna maruz kalıyor. Cinsel ilişki girişimine maruz kalanların oranı yüzde 8, tecavüze uğramış olanların da yüzde 8. Topladığınız zaman yüzde 56 gibi ciddi bir oran karşımıza çıkıyor. Yanıtlanması gereken soru şu: Bu yüzde 56'yı kim taciz ediyor? 70 milyon içinde sadece 5 kişi değil herhalde!
Doktoru yapıyor, jinekoloğu yapıyor, hocası yapıyor, herkes yapıyor anasını satayım!
-Evet, herkes. Ne yazık ki böyle. O yüzden sizin naklettiğiniz anne-kızın öyküsüne şaşırmadım. Gerçi çıkıp konuşmaları çok tanık olduğumuz bir şey değil.
Neden?
-Çünkü cinsel suçlar söz konusu olduğunda önce karakola bildirilir orada ifade alınır. Arkasından savcılığa sevk edilir, orada yeniden ifade alınır. Şüpheli yakalanırsa, mağdur 5 yaşında 10 yaşında demeden karakola çağrılıp yüzleştirilmeye kalkışılır. Temel prensip mağdurla şüphelilerin karakolda ya da mahkeme aşamasında karşı karşıya gelmemesidir ama bizde yapılıyor işte. Muayene sayısı kaç biliyor musunuz? Bir tecavüz olayında mı?
-Evet. En az iki. Yediye kadar da çıkabiliyor. Ve bu insanların bir kısmı hayatlarında ilk defa jinekolojik olarak muayene oluyorlar.
Bu nasıl bir rezilliktir!
-20 senedir söylüyoruz. Değişen bir şey de olmuyor. İşin kötüsü, mağdur en son bize geliyor, bize gelene kadar muayene edenler işin profesyoneli değil. Çoğunlukla ilk verilen raporla bizim verdiğimiz rapor arasında yüzde 60 fark oluyor. İş bununla da bitmiyor, sonra mahkeme safhası başlıyor: Yasalar ağır olduğu için, karşı taraf da bu suçu hafifletmek için ya da olmadığı yönünde savunmalar yapıyor. "Rızası vardı, kendi istediğiyle oldu" diyor. Kadının giyiminden kuşamına kadar bir sürü şey sorgulanıyor. Nitekim sizin haberinizde de kızın mini eteğine taktılar değil mi? Diyeceğim o ki, tüm bunlarla yüzleşebilmek hiç de kolay değil...
CİNSEL SALDIRININ MOTİVASYONU
Erişkinlere yönelik olan cinsel saldırının motivasyonuyla, çocuğa yönelik olan saldırınınki birbirinden çok farklı. Çocuğa yönelik cinsel saldırıda, cinsel dürtünün kontrol bozukluğu ön plandayken -o yüzden hadım edilmek gibi seçenekler tartışılıyor-, erişkine yönelik cinsel saldırının motivasyonunda cinsellik ikinci plandadır. Kontrol etme, hükmetme daha ön plandadır. İkisini birbirinden ayırmak lazım.
DÜNYADA NASIL?
Amerika'da tecavüz kriz merkezleri var. Mağdur, direkt bu merkezlere başvuruyor. Kısa ve uzun dönem tedavileri de hep bu merkez tarafından koordine ediliyor. Son derece sağlıklı ve aktif çalışıyorlar. Ama beni en çok etkileyen Avustralya modeli. Orada çocuklara yönelik tek bir merkez var. Yüzölçümü Türkiye'den çok daha büyük olmasına rağmen, Avustralya'nın neresinde çocuğa yönelik bir saldırı olursa olsun, direkt o merkez helikopterli, donanımlı ekibiyle gidiyor, çocuğu alıp merkeze getiriyor. Muayeneyi bir kerede tamamlıyorsunuz. İdeali bu.
3 ÇOCUĞUNA TECAVÜZ EDEN BABA
İkisi erkek biri kız, üç çocuğa 5 yıl boyunca tecavüz eden babalar var. Anne biliyor ama gizliyor, sesini de çıkaramıyor. "Bildir" de diyemiyorsunuz, çok güçlü olmaları lazım sonuçları göğüsleyebilmeleri için. Yıllarca Adlı Tıp'ta çalıştım, şimdi üniversitede ders veriyorum ve serbest çalışıyorum. Bana başvuranlar da bildirmek istemiyor. Türkiye gerçeğini bildiğim için onlara kızamıyorum...
İNFAZ YASASI'NDAN YARARLANMASINLAR
Müebbet deniyor ya, insan ömür boyu hapiste kalacak zannediyor. Hayır, müebbet dediğin 24 yıl olarak hesaplanıyor, İnfaz minfaz derken en fazla 15 yıl yatıp çıkıyor. Gerçek bir pedofilse, çıktıktan sonra mutlaka tekrar suç işliyor. Bu tür suçluların İnfaz Yasası'ndan yararlanmaması için kamuoyu oluşturmak gerekiyor.
BİR YAŞINDAKİ ÇOCUK VEYA 78 YAŞINDAKİ BABAANNE NASIL TAHRİK EDEBİLİR?
Bugüne kadar 3000 küsur kişiyi muayene ettim. Beni en çok sarsan vakalardan biri, bir yaşında bir kız çocuğuydu. Üçüncü ameliyatını geçirmesine rağmen, makatı tamamen parçalandığı için dışkılamasını yapamıyordu. Anne olma yeteneği de elinden alınmıştı. Aynı yaşta bir erkek çocuğu da gördüm, bunlar intikam tecavüzleri. Bizim ülkemizde böyle şeyler de var. 78 yaşında babaanne de gördüm. Deniyor ya, "Karşı taraf tahrik eder" diye. Bir yaşındaki çocuk ya da 78 yaşında babaanne nasıl tahrik edecek?
Eski Adli Tıp Başkanı OĞUZ POLATCAYDIRICI ÖNLEM DİYE BUNA DERİM, KESİNLİKLE HADIM EDİLMELİ
Amerika'da herhangi bir şekilde bir çocuğu cinsel obje yerine koyup, tecavüz ederseniz cezası 13 eyalette kastrasyon. Yani erkekliğinizi elinizden alıyorlar, hadım ediyorlar. O suçu işlerken de beş kere düşünüyorsunuz. Caydırıcı önlem diye buna derim ben. Bizde peki? En fazla 10 yıl yatar, çıkar, ilk üç ay içinde bir daha suç işler. Ben onaylıyorum, cinsel suç bir çocuğa karşı işlenmişse, kişi kesinlikle hadım edilmeli. Bütün dünya bunu tartışıyor.
Bence Türkiye de tartışmalı...
Ayşe Arman / 25.09. 2009 Hürriyet
-Tahliye olur olmaz yine bir çocuğa tecavüz ediyor. O zaman ya ömür boyu hapse mahkum oluyor ya da hadım ediliyor.
Cerrahi bir operasyonla mı kastre ediliyor?
-Yok hayır kimyasal olarak. Doğum kontrol ilaçlarını düşünün, o hormonların yaklaşık 50 kat fazlası haftalık enjeksiyonlarla veriliyor. Bu da cinsel isteğini engelliyor.
Neden ikinci kez suç işlemeleri bekleniyor da, birincide bu uygulamaya geçilmiyor?
-Çünkü cinsel suçlar üzerine 1980'lerde çalışılmaya başlandı. Henüz çok yeni. Pedofili hastalarını bile yeni yeni tanıyoruz. Bu insanlar, erişkinlerle normal ve sağlıklı ilişki kuramadıkları için çocuklarla ilişkiye giriyorlar. Ve bunu engelleyemiyorsunuz. İstediğiniz kadar eğitim programına filan alın, çaresi yok, mutlaka bu suçu tekrar işliyorlar. Dolayısıyla gelinen en son nokta: "Madem ki cinsel dürtülerini kontrol edemiyorlar, bunlara cinsel dürtülerini bastıran ilaçlar verelim. Libidolarını düşürelim..."
Siz katılıyor musunuz bu görüşe?
-Kesin kararı vermiş değilim...
Nasıl yani?
-Çünkü o enjekte edilen ilaçlar kansere yol açabiliyor...
İyi de o adam, küçücük bir çocuğun hayatını karartmış, her fırsatta da başka çocukların hayatlarını karartacak...
-Doğrudur. Ama bir sürü şey hayatımızı karartıyor. Rahşan Ecevit'in affını düşünün. Kaç çocuk tecavüzcüsü o afla salıverildi biliyor musunuz? Üstelik neredeyse hepsi benzer suçlar işleyip tekrar içeri girdiler. Güya cinsel saldırı suçları af kapsamı dışında kaldı. Ama ne oldu? Çocuğa tecavüz eden aftan yaralanamadı ama tecavüz ettikten sonra öldüren cezaevinden çıktı! Çünkü adam öldürenleri affettiler. Böyle bir ülke burası.
Erkek çocuklarının durumu ne? Tecavüzlerden onlar nasibini ne kadar alıyor?
-Birtakım veriler sadece bize özgü. İstatistiklere göre Batı'da 4 kız çocuğuna karşı 1 erkek çocuğu cinsel saldırıya uğruyor. Buna karşılık, bizde bu oran 2 kız çocuğuna karşılık 1 erkek çocuğu. İkiye bir yani. Erkek çocukları da en az kız çocukları kadar saldırıya açık. Saldırı sınıflandırması yaptığınızda Batı'da vajinal saldırı birinci sırada, sonra oral ve anal olarak geliyor. Bizde ise anal saldırı birinci sıradadır.
Sizce makul bir sebebi var mı? Gizli eşcinsellik olabilir mi?
-Olabilir. Bizde eşcinsellik hálá aktif- pasif olarak algılanıyor, oysa eşcinsel ilişki, eşcinsel ilişkidir, aktifi pasifi olmaz.
Çocuk tecavüzcüleri hadım edildikleri takdirde cinsellik yaşayamıyorlar değil mi?
-Cinsel uyarılma olunca yaşayabiliyor, mesela eşleriyle birlikte olabiliyor. Ereksiyon sağlanıyor ama kendileri bir cinsel ilişki başlatamıyor.
İyi de bunun neresi ceza? Eşleriyle birlikte olabilmeleri de bir özgürlük değil mi...
-Evet ama insan doğmakla bir sürü hakkımız oluyor. İnsan olarak hakları dediğimiz şey biraz da böyle bir şey. Mağdurun hakları kadar sanığın hakları da korunuyor, hatta bazen denge şaşıyor...
KADINLARIN YÜZDE 56'SI TACİZE VE TECAVÜZE MARUZ KALIYOR PEKİ BU YÜZDE 56'YI KİM TACİZ EDİYOR?
Bir süredir yoğun bakımda tacize uğrayan genç bir kızın başına gelenleri yazıyorum...
-Evet takip ediyorum...
Bir adli tıp uzmanı olarak sizin bu konuda söylemek istedikleriniz var mı?
-Türkiye'de her 100 kadından 40 tanesi bu tür eylemlere maruz kalıyor. İstenmeyen cinsel içerikli dokunma oranı yüzde 40.
Otobüste, işyerinde, okulda, yolda, asansörde, doktorun muayenehanesinde...
-Evet ne yazık ki her yerde. Cezası da 2 yıldan başlıyor. İşyerinde patron yapıyorsa 3 yıldan. Söz konusu kişi bir çocuksa 5 yıldan. Evet 100 kadından 40 tanesi buna maruz kalıyor. Cinsel ilişki girişimine maruz kalanların oranı yüzde 8, tecavüze uğramış olanların da yüzde 8. Topladığınız zaman yüzde 56 gibi ciddi bir oran karşımıza çıkıyor. Yanıtlanması gereken soru şu: Bu yüzde 56'yı kim taciz ediyor? 70 milyon içinde sadece 5 kişi değil herhalde!
Doktoru yapıyor, jinekoloğu yapıyor, hocası yapıyor, herkes yapıyor anasını satayım!
-Evet, herkes. Ne yazık ki böyle. O yüzden sizin naklettiğiniz anne-kızın öyküsüne şaşırmadım. Gerçi çıkıp konuşmaları çok tanık olduğumuz bir şey değil.
Neden?
-Çünkü cinsel suçlar söz konusu olduğunda önce karakola bildirilir orada ifade alınır. Arkasından savcılığa sevk edilir, orada yeniden ifade alınır. Şüpheli yakalanırsa, mağdur 5 yaşında 10 yaşında demeden karakola çağrılıp yüzleştirilmeye kalkışılır. Temel prensip mağdurla şüphelilerin karakolda ya da mahkeme aşamasında karşı karşıya gelmemesidir ama bizde yapılıyor işte. Muayene sayısı kaç biliyor musunuz? Bir tecavüz olayında mı?
-Evet. En az iki. Yediye kadar da çıkabiliyor. Ve bu insanların bir kısmı hayatlarında ilk defa jinekolojik olarak muayene oluyorlar.
Bu nasıl bir rezilliktir!
-20 senedir söylüyoruz. Değişen bir şey de olmuyor. İşin kötüsü, mağdur en son bize geliyor, bize gelene kadar muayene edenler işin profesyoneli değil. Çoğunlukla ilk verilen raporla bizim verdiğimiz rapor arasında yüzde 60 fark oluyor. İş bununla da bitmiyor, sonra mahkeme safhası başlıyor: Yasalar ağır olduğu için, karşı taraf da bu suçu hafifletmek için ya da olmadığı yönünde savunmalar yapıyor. "Rızası vardı, kendi istediğiyle oldu" diyor. Kadının giyiminden kuşamına kadar bir sürü şey sorgulanıyor. Nitekim sizin haberinizde de kızın mini eteğine taktılar değil mi? Diyeceğim o ki, tüm bunlarla yüzleşebilmek hiç de kolay değil...
CİNSEL SALDIRININ MOTİVASYONU
Erişkinlere yönelik olan cinsel saldırının motivasyonuyla, çocuğa yönelik olan saldırınınki birbirinden çok farklı. Çocuğa yönelik cinsel saldırıda, cinsel dürtünün kontrol bozukluğu ön plandayken -o yüzden hadım edilmek gibi seçenekler tartışılıyor-, erişkine yönelik cinsel saldırının motivasyonunda cinsellik ikinci plandadır. Kontrol etme, hükmetme daha ön plandadır. İkisini birbirinden ayırmak lazım.
DÜNYADA NASIL?
Amerika'da tecavüz kriz merkezleri var. Mağdur, direkt bu merkezlere başvuruyor. Kısa ve uzun dönem tedavileri de hep bu merkez tarafından koordine ediliyor. Son derece sağlıklı ve aktif çalışıyorlar. Ama beni en çok etkileyen Avustralya modeli. Orada çocuklara yönelik tek bir merkez var. Yüzölçümü Türkiye'den çok daha büyük olmasına rağmen, Avustralya'nın neresinde çocuğa yönelik bir saldırı olursa olsun, direkt o merkez helikopterli, donanımlı ekibiyle gidiyor, çocuğu alıp merkeze getiriyor. Muayeneyi bir kerede tamamlıyorsunuz. İdeali bu.
3 ÇOCUĞUNA TECAVÜZ EDEN BABA
İkisi erkek biri kız, üç çocuğa 5 yıl boyunca tecavüz eden babalar var. Anne biliyor ama gizliyor, sesini de çıkaramıyor. "Bildir" de diyemiyorsunuz, çok güçlü olmaları lazım sonuçları göğüsleyebilmeleri için. Yıllarca Adlı Tıp'ta çalıştım, şimdi üniversitede ders veriyorum ve serbest çalışıyorum. Bana başvuranlar da bildirmek istemiyor. Türkiye gerçeğini bildiğim için onlara kızamıyorum...
İNFAZ YASASI'NDAN YARARLANMASINLAR
Müebbet deniyor ya, insan ömür boyu hapiste kalacak zannediyor. Hayır, müebbet dediğin 24 yıl olarak hesaplanıyor, İnfaz minfaz derken en fazla 15 yıl yatıp çıkıyor. Gerçek bir pedofilse, çıktıktan sonra mutlaka tekrar suç işliyor. Bu tür suçluların İnfaz Yasası'ndan yararlanmaması için kamuoyu oluşturmak gerekiyor.
BİR YAŞINDAKİ ÇOCUK VEYA 78 YAŞINDAKİ BABAANNE NASIL TAHRİK EDEBİLİR?
Bugüne kadar 3000 küsur kişiyi muayene ettim. Beni en çok sarsan vakalardan biri, bir yaşında bir kız çocuğuydu. Üçüncü ameliyatını geçirmesine rağmen, makatı tamamen parçalandığı için dışkılamasını yapamıyordu. Anne olma yeteneği de elinden alınmıştı. Aynı yaşta bir erkek çocuğu da gördüm, bunlar intikam tecavüzleri. Bizim ülkemizde böyle şeyler de var. 78 yaşında babaanne de gördüm. Deniyor ya, "Karşı taraf tahrik eder" diye. Bir yaşındaki çocuk ya da 78 yaşında babaanne nasıl tahrik edecek?
Eski Adli Tıp Başkanı OĞUZ POLATCAYDIRICI ÖNLEM DİYE BUNA DERİM, KESİNLİKLE HADIM EDİLMELİ
Amerika'da herhangi bir şekilde bir çocuğu cinsel obje yerine koyup, tecavüz ederseniz cezası 13 eyalette kastrasyon. Yani erkekliğinizi elinizden alıyorlar, hadım ediyorlar. O suçu işlerken de beş kere düşünüyorsunuz. Caydırıcı önlem diye buna derim ben. Bizde peki? En fazla 10 yıl yatar, çıkar, ilk üç ay içinde bir daha suç işler. Ben onaylıyorum, cinsel suç bir çocuğa karşı işlenmişse, kişi kesinlikle hadım edilmeli. Bütün dünya bunu tartışıyor.
Bence Türkiye de tartışmalı...
Ayşe Arman / 25.09. 2009 Hürriyet
8 Ocak 2009 Perşembe
‘İçlerinde İnsan Yoktu!..’
Günlerdir büyük bir keder içindeyim…
Ve de içimi olanca ateşiyle yakan bir öfke... Tele-vizyonda o adamı, Doğalgaz Müdürü’nü izlediğim andan itibaren tarifi mümkün olmayan bir vicdansızlığın, erdemsizliğin, acımasızlığın bu topraklarda nasıl boy attığını, nasıl egemen olduğunu anlamaya çalıştım, ama bir türlü anlayamadım, yalnızca utandım… Sonra o mektubu gördüm… Sayfalarca yazsam anlatamayacaklarımı anlatıyordu… O güzelim annenin evladına yazdığı mektup içine düştüğümüz karanlığı olanca çıplaklığı ile ortaya koyuyordu… Önünde saygıyla eğilerek sütunumu ona veriyorum…
“Sevgili oğlum, aslında bu vahim olayı seninle paylaşmayacaktım, çünkü son 3 gündür yaşadıklarım, hissettiklerim kelimelere dökemeyeceğim kadar korkunç… Çünkü kapıyı kırdırıp da o yedi gencecik çocuğu ilk bulan senin Teylan. Hani sen doğduğun zaman ‘E ben hem kocanın hem de senin kardeşinim, şimdi bu bana Teyze mi diyecek hala mı?’ dediğinde annenin de ‘Amaaan dert ettiğin şeye bak, Teyla der’ diye cevap verdiği can dostumuz.
Ben bu kadar hayat dolu, bu kadar çılgın bir insanın bir gecede böylesine çöktüğüne ilk defa tanık oldum oğlum. Bütün çocukları tek tek öptüğünü, uyandırmaya çalıştığını, yeğeni Özgür’ün üzerine yatıp da ısınmasını umduğunu söylediler ağlayarak.
- İçim çekildi sanki, edecek söz bulamadım…
Ve o çocukların başında 4 saat boyunca savcıyı bekleyenlerden birisi senin baban. Bir kamu görevlisi lütfedip de gelemediği için tam 4 saat boyunca o çocukların cansız bedenleri karşısında durup da hiçbir şey yapamayanların yaşadıkları travmayı gördüm ben, gözlerindeki hüznü yaşadım. Baban da ben de öyle sarsıldık ki... O yüzden susacaktım, bunu sana yazmayacaktım. Böylesi bir anı olmasın istedim günlüklerinde.
Ama gazetelerde, televizyonlardaki ‘insan’ kılığındaki yaratıkları görünce, bunu bilmen gerektiğini düşündüm. Dilerim ileride bu satırları okurken, ‘Sahiden böyle insanlar var mıydı anne?’ dersin. Gördün mü hâlâ içimizdeki insanlığın hasta yatağından kalkacağına ilişkin safça bir inancım var oğlum.
Utanmadan dediler ki ‘Yılbaşı kutladılar, içtiler, eğlendiler hem de kızlı erkekli. Zinhar günah. E sonunda olacağı budur…’
- Şaşırmadım… Bunlar ‘7.4 yetmedi mi?’ diyebilmişlerdi…
Beceriksizce cenazeleri karıştırdılar da ailelere ‘sizdekini getirin, buradakini alın’ dediler. Sanki kazak değiştirir gibi, öylesine rahat, öylesine duyarsız… ‘El insaf’tan başka kelime çıkamadı ağzımdan… ‘Şirketimizin değerini düşürüyorsunuz bu eleştirilerle’ dediler. Sanki giden bir evladın değerini karşılayabilecek şirket varmış gibi… İnsanlığı, vicdanı ucuzlatmış olanların şirketlerinin değerini arttırmaya çalışmaları; hele de bunu daha çocukların cenazeleri bile kalkmadan, acılar ateş olmuş yakarken söyleyebilmesi üşüttü tüm benliğimi…
- Ve kalkıp dediler ki ‘çocuklar çıplaktı!!!’
Yuh olsun sana da, kalıbına da ve eğer baba isen babalığına da. Hiç utanmıyor musun o çocukların analarından babalarından? Hiç mi yüzün kızarmıyor, vicdanın sızlamıyor? Baban oradaydı oğlum ve giden o canlardan biri Teyla’nın oğlu, her şeyi, kıymetlisi, biriciği Özgür’dü. İşte bu nedenle ben biliyorum ki o çocukların hepsi giyinikti… Ama diyelim ki kıyafetleri yoktu ve diyelim ki çocuklar sevişiyordu, sana ne? Günah mı işliyorlar? Senin ruhun, yüreğin, aklın böylesine çıplakken o çocukların bedenleri çıplak olsa ne olmasa ne? Koştura koştura gittiğin cuma namazında kendilerini savunamayacak bu çocuklara attığın iftiranın günahını affettirebilecek misin be adam? Ah oğlum, öylesine içim yanıyor ki… Ve bir yüce gönüllüye, Mevlana’ya sığınıyorum gözlerimde yaşlarla:
- Ne insanlar gördüm üstlerinde elbise yoktu, ne elbiseler gördüm içlerinde insan yoktu…
Annen, 3 Ocak 2009
08.01.2009 / Ümit Zileli / Cumhuriyet
Günlerdir büyük bir keder içindeyim…
Ve de içimi olanca ateşiyle yakan bir öfke... Tele-vizyonda o adamı, Doğalgaz Müdürü’nü izlediğim andan itibaren tarifi mümkün olmayan bir vicdansızlığın, erdemsizliğin, acımasızlığın bu topraklarda nasıl boy attığını, nasıl egemen olduğunu anlamaya çalıştım, ama bir türlü anlayamadım, yalnızca utandım… Sonra o mektubu gördüm… Sayfalarca yazsam anlatamayacaklarımı anlatıyordu… O güzelim annenin evladına yazdığı mektup içine düştüğümüz karanlığı olanca çıplaklığı ile ortaya koyuyordu… Önünde saygıyla eğilerek sütunumu ona veriyorum…
“Sevgili oğlum, aslında bu vahim olayı seninle paylaşmayacaktım, çünkü son 3 gündür yaşadıklarım, hissettiklerim kelimelere dökemeyeceğim kadar korkunç… Çünkü kapıyı kırdırıp da o yedi gencecik çocuğu ilk bulan senin Teylan. Hani sen doğduğun zaman ‘E ben hem kocanın hem de senin kardeşinim, şimdi bu bana Teyze mi diyecek hala mı?’ dediğinde annenin de ‘Amaaan dert ettiğin şeye bak, Teyla der’ diye cevap verdiği can dostumuz.
Ben bu kadar hayat dolu, bu kadar çılgın bir insanın bir gecede böylesine çöktüğüne ilk defa tanık oldum oğlum. Bütün çocukları tek tek öptüğünü, uyandırmaya çalıştığını, yeğeni Özgür’ün üzerine yatıp da ısınmasını umduğunu söylediler ağlayarak.
- İçim çekildi sanki, edecek söz bulamadım…
Ve o çocukların başında 4 saat boyunca savcıyı bekleyenlerden birisi senin baban. Bir kamu görevlisi lütfedip de gelemediği için tam 4 saat boyunca o çocukların cansız bedenleri karşısında durup da hiçbir şey yapamayanların yaşadıkları travmayı gördüm ben, gözlerindeki hüznü yaşadım. Baban da ben de öyle sarsıldık ki... O yüzden susacaktım, bunu sana yazmayacaktım. Böylesi bir anı olmasın istedim günlüklerinde.
Ama gazetelerde, televizyonlardaki ‘insan’ kılığındaki yaratıkları görünce, bunu bilmen gerektiğini düşündüm. Dilerim ileride bu satırları okurken, ‘Sahiden böyle insanlar var mıydı anne?’ dersin. Gördün mü hâlâ içimizdeki insanlığın hasta yatağından kalkacağına ilişkin safça bir inancım var oğlum.
Utanmadan dediler ki ‘Yılbaşı kutladılar, içtiler, eğlendiler hem de kızlı erkekli. Zinhar günah. E sonunda olacağı budur…’
- Şaşırmadım… Bunlar ‘7.4 yetmedi mi?’ diyebilmişlerdi…
Beceriksizce cenazeleri karıştırdılar da ailelere ‘sizdekini getirin, buradakini alın’ dediler. Sanki kazak değiştirir gibi, öylesine rahat, öylesine duyarsız… ‘El insaf’tan başka kelime çıkamadı ağzımdan… ‘Şirketimizin değerini düşürüyorsunuz bu eleştirilerle’ dediler. Sanki giden bir evladın değerini karşılayabilecek şirket varmış gibi… İnsanlığı, vicdanı ucuzlatmış olanların şirketlerinin değerini arttırmaya çalışmaları; hele de bunu daha çocukların cenazeleri bile kalkmadan, acılar ateş olmuş yakarken söyleyebilmesi üşüttü tüm benliğimi…
- Ve kalkıp dediler ki ‘çocuklar çıplaktı!!!’
Yuh olsun sana da, kalıbına da ve eğer baba isen babalığına da. Hiç utanmıyor musun o çocukların analarından babalarından? Hiç mi yüzün kızarmıyor, vicdanın sızlamıyor? Baban oradaydı oğlum ve giden o canlardan biri Teyla’nın oğlu, her şeyi, kıymetlisi, biriciği Özgür’dü. İşte bu nedenle ben biliyorum ki o çocukların hepsi giyinikti… Ama diyelim ki kıyafetleri yoktu ve diyelim ki çocuklar sevişiyordu, sana ne? Günah mı işliyorlar? Senin ruhun, yüreğin, aklın böylesine çıplakken o çocukların bedenleri çıplak olsa ne olmasa ne? Koştura koştura gittiğin cuma namazında kendilerini savunamayacak bu çocuklara attığın iftiranın günahını affettirebilecek misin be adam? Ah oğlum, öylesine içim yanıyor ki… Ve bir yüce gönüllüye, Mevlana’ya sığınıyorum gözlerimde yaşlarla:
- Ne insanlar gördüm üstlerinde elbise yoktu, ne elbiseler gördüm içlerinde insan yoktu…
Annen, 3 Ocak 2009
08.01.2009 / Ümit Zileli / Cumhuriyet
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



