Ürdün Kralı Abdullah’ın, Birleşmiş Milletler sözleşmesinin 15. maddesinde yer alan “devletler, erkek ve kadınlara kalacakları ya da yaşayacakları yerleri seçme ve serbestçe dolaşma konularında aynı hakları tanır” ilkesini onaylaması, dinci kesimlerin tepkisine yol açtı.
Birçok İslam ülkesinde olduğu gibi, kişi özgürlüğünü ve halk iradesini hiçe sayan Fetva Kurulu kararını anında verdi: Bu uygulama şeriata aykırı olup, şer’i hükümlere dayalı aile kavramını yok edecektir!
Kadının yüzyıllardır şeriat tutsaklığından kurtulamadığı bu tür yönetimlerde Fetva Kurulu karar verdi mi, artık ne halk iradesi, ne tartışma, ne eleştiri...
***
Bizde de, bir iki yıl önce, hem de en yetkili ağız; halk iradesine dayanan TBMM, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, bağımsız mahkemeler varken, böyle bir kurula gerek duyulduğunu söylememiş miydi?
Fetvacılar öyle düşünürken, töre savunucuları durur mu; onlar da kadının yerinin, evi ve kocasının yanı olduğunu; kadına kocasının evini terk edip istediği yerde yaşama hakkı verilmesinin aileyi ortadan kaldıracağını; hükümetin, kadın haklarını ileri sürerek, geleneksel değerlerin ve kimliğin yok edilmesine yol açtığını ileri sürdüler.
Ürdün Hükümeti ise bunu, kadın hakları diye değil, BM sözleşme maddesinin şeriat hükümlerine ters düşmediği için onaylandığını açıklıyor.
***
Böyle düşünenlerin, Kuran’dan da İslamın kurallarından da habersiz oldukları; onların şeriat deyince, kafalarını örümcek ağına çeviren ilkel varsayımları anladıkları; Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Şevki Aydın’ın açıklamalarından da bellidir:
“Bilgisizlikle savaşmayı ilke edinmiş bir dinin mensupları bugün bilgisiz ve eğitimsizdir. Kadın gibi çok önemli bir eğiticiyi, kendi varlığından habersiz olacak kadar cehaletin karanlığına gömdük. Toplumdaki sorunların temelinde yatan en önemli nedenlerden biri de budur.”
Aydın, “Ailelerin kızları okutmama gerekçesini Kuran’a, sünnete dayandırmak mümkün değil. (...) İyi insan yetiştirmek istiyorsak, kadın-erkek ayırmadan herkesin beynini, kalbini geliştirmesini sağlayacak ortamı hazırlamalıyız” önerisinde bulunuyor.
***
Aydınlanma, aklı özgürleştirme edimidir. Kuran’ı, bir günahlar kitabı olmaktan, ancak özgürleştirilmiş akıl kurtaracaktır. Şevki Aydın, “beynin ve kalbin geliştirilmesi” sözüyle bunu anlatmak istiyor.
Albert Einstein, “Bilimsiz din kör, dinsiz bilim topaldır” diyor. Bunu, bilimin dinle, dinin bilimle bağdaşmadığını; dinin sınırında bilimin, bilimin sınırında dinin durması gerektiğini bilmediğinden söylemiyor; dolaylı yoldan, dinin, bilimin ışığı altında irdelenmesi gerektiğini ima ediyor. Dinsel söylencelerin ya da nice buluşun öncesinde insanın o engin düşleme yeteneği yadsınabilir mi?
Nesnel bir saymaca yapılsa, ettiği duada ne gibi öğütler verildiğini anlayamayanların oranı kesinlikle yüzde 90’ı aşacaktır.
***
Kadının tutsaklığı, aydınlanma sürecinden geçmemiş olmasıyla ilgilidir.
Kadın, beynine aydınlanmanın ışığını düşürmedikçe; güzel gözlerini aşk tellallarının elinden kurtarmadıkça; narin bedenini çağımızın esir pazarı sayılan ekranlarda, podyumlarda satılığa çıkardıkça; aklının din tacirlerinin çöplüğü gibi kullanılmasına boyun eğdikçe..
İnsanlığını kadınlığına mahkûm ederek yaşayacaktır.
Adnan Binyazar / 08.09.2009 / Cumhuriyet
8 Eylül 2009 Salı
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder