Anlamayana davul zurna az!
Ö.İnce / 11.12.2004 / Hürriyet
http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=280431&yazarid=72
Ruhban Okulu gerçeği...
Son günlerin moda cümlesi: “Etnik çeşitliliği azalttık, buradakileri kovduk”! Biz neler yapmışız! Ne kadar “kötü” insanlarız! Nasıl “barbarlarız”! Sevgili dostlar, neredeyse “varlığımız” için, “nefes almamız” hatta “tarih sahnesine çıkmamız” için özür dileyeceğiz! Bu tespitler sonrası gelelim her zaman “yalan ve yanlış” bilgiler ile “kaşınan, tahrik edilen” Heybeliada Ruhban Okulu konusuna! Orada da “ne kadar suçluyuz” bir bilseniz! Kendi ülkemizde bize karşı, “anayasamıza, kanunlarımıza” aykırı şekilde “faaliyet” gösterecek bir “kuruma” izin vermiyoruz! Açalım canım ne olacak! Biz “demokrat” değil miyiz! Gerçeklere gelince...Maddeler halinde sıralayacağım...- Heybeliada Ruhban Okulu, 1844’te Patrikhane’ye bağlı olarak hizmet verecek şekilde özellikle artan “milliyetçi” akımlara karşı “Ortodokslar arasında” dini birliği korumak için kuruldu. - Daha Cumhuriyet kurulmadan, okuldaki “Ortodoks birliği” ruhu yerini, özellikle Yunan ordusunun Türkiye işgali sırasında, “Helen merkezli” bir yapıya bıraktı! Durum bazen o kadar rahatsız edici bir hal aldı ki; okul “din adamı yetiştiren” bir yerden çok “Patriklerin” yurtdışından gelen “misafirlerini” sanki bağımsız bir Devlet havası içinde “kabul ettiği”, gizli toplantılar yaptığı bir “mekana” dönüştü! Din adamı yetiştirmeye “evet” ama Vatikanlaşmaya “hayır”! - Özellikle İkinci Dünya Savaşı sonrasında “Batı ittifakına katılma” heveslisi Türkiye, bu “Vatikanlaşma” hareketine “dur” diyemediği gibi daha fazla taviz vermeye başladı. Amerika’nın “seçtirdiği” ve “anlaşmalara göre Türk vatandaşı olması gerekirken” olmayan Patrik Athenagoras, “Ekümenik” yani “Evrensel Ortodoks” daha da açıkçası “Ortodoksların Vatikanı” olma projesini hayata geçirdi. Amaç çok açık ve netti: Ruslara “karşı” İstanbul merkezli bir Ortodoks Vatikan’ı yaratmak! - Demokrat Parti “isteklere” karşı sessiz kaldı ve okul bünyesinde “teoloji” bölümü açılarak, kanunlara ve anlaşmalara aykırı olduğu halde okula yabancı “öğrenciler” alındı! Türk topraklarında “Türkiye Cumhuriyeti kontrolü haricinde kalan özel bir bölge” yaratıldı! Demokrat Partiye’de “Bak Batı ittifakına giriyorsunuz, ses çıkarmayın” dendi! - 1970 sonrasında üniversite statüsündeki kurumlara “Devlet denetiminde olma” şartını “hayata geçiren” Anayasa Mahkemesi kararı, Patrikhane’nin “keyfini kaçırdı” ve sağlam duran hükümet sayesinde “Türkiye Cumhuriyeti denetimi dışında faaliyet gösteren teoloji” bölümü kapandı! Belli bir süre “Heybeliada Rum Erkek Lisesi” olarak okulda faaliyet devam etti. - 1972 yılından sonra “Devlet denetimi” burada da “Patrikhane tarafından” kabul edilmedi ve okul kapandı! Sevgili dostlar, Patrikhane, “Lozan Anlaşmasına” ve “Türkiye Cumhuriyeti Devleti Anayasasına” aykırı bir “imtiyaz” talep ettiği ve bu “imtiyazı” Ekümenik olma “iddiası” ile bütünleştirdiği için “okul” kapandı! Okulu “amaçlarına uygun hareket etmesinde” istediği gibi kullanamayan Patrikhane’nin tavrı okulu kapattırdı! İstenirse yarın, Anayasamıza ve Lozan’a “uygun bir şekilde” Türkiye Cumhuriyeti denetiminde bir “Özel Rum Erkek Lisesi” olarak açılabilir! Ama bu “açılış” ve “denetime” girme durumu, Heybeliada’yı hala “Yunan-Rum” toprağı gören ve Türkiye Cumhuriyeti’ni tanımama “derdinde” olan Patrikhane için yeterli değildir ve asla kabul etmez! Sonuç : Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’na ve Lozan Anlaşması’na göre “azınlıkların” hakları “çoğunluğun” haklarından ayrı değildir! Ve bu “gerçek” birçok ülkede olmayan “ileri” bir “hukuk” düzeyini temsil eder. Buna rağmen Patrikhane “varolan kanunlara uygun şekilde” okulu açmaya yanaşmamakta ve konuyu “Türkiye’nin iç meselesi olmasına rağmen” uluslararası bir düzeye taşıyarak “Vatikan benzeri modelle” bir “toprak parçasına Türkiye Cumhuriyeti denetimi” olmaksızın “sahip olmayı” hedeflemektedir! Gidişat ve “AB baskısı” ile ortaya çıkan “Vakıflar yasası” Türkiye için “çok ciddi” tehlikeler içermektedir! Uyuyanlara duyurulur! Not: Türkler Anadolu’ya “1071’de geldi” propogandası “kara bir yalan” olup, tarihi gerçekler Türklerin M.Ö. 3000’e kadar giden bir süreçte Anadolu’da olduklarını göstermektedir! Anadolu-Trakya Türk toprağıdır, fetih değildir!
Y.Bulut 27.05.2009 / Vatan
Sayın Erdoğan ve Ruhban Okulu
Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı sayın Erdoğan, Ruhban Okulunun açılması bahsinde, “Çok da önemli bir konu değil” diyor ve ekliyor:“- Sen kalkıp Batı Trakya’da benim vatandaşımın seçmiş olduğu bir müftüye resmî olarak seni tanıyorum demezsen, kendi atadığı bir kişiyi resmî olarak müftü ilân edersen, olmaz!” Demek ki Yunanistan Türklere müftü seçiminde rahatlık tanısa Rum Ortodoks Patrikhanesi’nin isteklerini kabul edecek ve Heybeliada Ruhban Okulunun “Patrikhane’nin şartları” dahilinde açılmasına izin verecek. Peki Yunanistan bunu bir defa yaparak Patrikhane’nin amacına ulaşmasını sağlasa ve bir sonraki seçimde vazgeçtim, dese, Türkiye açtığı okulu kapatabilecek mi?Kıbrıs Rum Kesimi AB üyesi olurken Londra ve Zürich antlaşmalarından doğan haklarını kullanarak bu işe engel olmasın diye Türkiye’ye ne sözler verildi, bunlardan bir teki bile tutuldu mu? Hayır, Türkiye verdikleri ile kaldı ve Rumlar AB üyesi olarak Türkiye’nin önündeki en büyük engel haline geldi. İşte sayın Erdoğan’ın millî meselelere yaklaşımındaki tarihi köklerden mahrum yaklaşım bu. Sen Heybeliada Ruhban Okulu’nun açılmasını kendi özel şartları içersinde değerlendirmez, ABD ve AB’nin gönlü hoş olsun, bu arada kendi kamuoyumu ikna edecek bir iki yaklaşım sergilensin, yol haritası ile devlet yönetirsen ülkene yazık etmeye devam edersin.Patrikhane geçmişine bir göz atalım.Efendim siz artık Osmanlı’nın gafletine mi yoksa iyi niyetine mi verirsiniz bilemem, bugün Patrikhane “ekümenik” olsun ve Heybeli Ada Ruhban Okulu açılsın diyenlerin dedeleri Osmanlı tarafından yabancı dil öğrensin diye Avrupa’ya gönderilir, eğitimini tamamlayıp dönenler Osmanlı Hariciyesi’nde tercümanlık yapar, yüklü aylık alırlardı. Lâkin bu beyler, yabancı devletlerle yapılan görüşmelerde Osmanlı adına çevirmenlik yaparken hem casusluk ifâ eder, hem metinlerde ciddi tahrifatlarda bulunurlardı. Rus Delegesi Dibiyeviç, Osmanlı’yı bu hoşgörüsü yahut gafletinden dolayı bakınız nasıl eleştirir:“- Bir millet kendisine düşmanlığı mâlum olan bir ekaliyete (Rumlara) mensup kimselere hukukunu ve gayelerini izah vazifesi verirse, şikâyete hakkı olabilir mi?” Belki birileri canım o, o gündü, bugünle ne ilgisi var, diyebilir.Can çıkmayınca huy çıkmıyor. 1994 yılındaki “Boğaziçi Deklarasyonu” nun Türkçe metni “Bartholomeos I” diye imzalanırken, İngilizce olan metne atılan imzanın başına “Ekümenik Patrik” sıfatı ekleniverdi ve bunu sonradan öğrenen zamanın Diyanet İşleri Başkanı, şaşırdı kaldı.Patrikhane Mora ayaklanmasında Osmanlı’ya arkadan hançerlemiştir. Mora Ayaklanması demek, bir gecede 10 bin Müslüman’ın katledilmesi demektir. Osmanlı Hükümeti Patrik Grigoryos’u Patrikhane’nin Orta kapısında asmıştır. Patrikhane döktüğü 10 bin kana doymamış gibi, eşdeğer bir Müslüman Türk’ü o kapıda asmadıkça kapının açılmaması üzerine yemin edilmiştir ve o kapı hâlâ kapalıdır.İdamın haklılığı konusunda Elçi Von Huhbelger Berlin Kongresi’nde şöyle der: “- Fener Patrikhanesi’nin ve bütün memâliki Osmaniye’deki Rum kiliselerinin Mora ihtilalcilerine açıktan açığa yardım ettiklerine şüphe yoktur. Bu hareket bir isyandır. Osmanlı Devletinin tebası olan Rumların yaptığını bir başka devletin tebası yapmış olsa cümlesini Patrik Girigoryos misûllü asmak gerekir!” Bu görüşte olan yalnız Elçi Huhbelger değildir, Fransız devlet ve fikir adamı Klod Farer de Avrupalılar adına aynı şeyi söylüyor:“-Rumların Türklere yaptığını bizim bu topraklarımızda yaşayan bir başka ekaliyet yapsa, hepsini tasfiye eder, ülkemizde hayat hakkı vermezdik!” Ruhban Okulu’ndan mezun olan Rumlar diplomalarını alırlar ve “Kin Kapısı”nda eşdeğer bir Müslüman Türk büyüğünü asma andı içerek göreve başlarlar. Sayın Erdoğan’ın yapması gereken şey önce o kin kapısını açtırmak olmalıdır.
H.Demir / 14.06.2009/ Yeniçağ
http://www.yenicaggazetesi.com.tr/a_haberdetay.php?hityaz=8865
Peki o Kin Kapısı ne olacak?
Mazluma bu kadar zulmedilmez ve zalime bu kadar arka çıkılmaz. İnsanın olup bitenlere inanası gelmiyor amma işte o inanılmaz şeyler bir bir oluyor maalesef. Görünen o ki Heybeliada Ruhban Okulu, Rum Patriği Bartholomeos’un istekleri ve tabii ABD ve AB’nin destekleri, destek de ne kelime, direktifleri ile açılacak. Niçin “direktif” diyoruz, çünkü bu talebin hiçbir makul, hiçbir geçerli tarafı yok. İhtiyaçtan desek, ihtiyaçtan değil, Türkiye’nin çıkarları bunun böyle olmasını gerektiriyor desek, tam tersine, bu Türkiye’nin içine yeni bir fitne, yeni bir ayrışma, yeni bir mozaikleşme tohumu atmanın ta kendisi.AB’ye bakıyoruz, Türkiye’ye ihtiyacı var. ABD’ye bakıyoruz, Türkiye olmazsa ne Irak’ta, ne Afganistan’da adım atabilecek gibi değil. Rusya Türkiyesiz elsiz ayaksız gibi, İsrail Türkiye’ye muhtaç ve mecbur ve üstelik Türkiye askerî bakımdan dünyanın en hatırı sayılır birkaç ülkesinden biri, ekonomi elbette bu milletin Kurtuluş Savaşı’nı verdiği günlerin çok çok üstünde bir imkânlar alanı, hal böyleyken, nasıl yönetiliyoruz ki, Rum’undan Ermeni’sine, Patrikhane’sinden bölücü örgüt PKK’sına kadar herkes Ankara’dan devamlı bir şeyler alıyor, Ankara’dakiler de sürekli her isteyene her istediğini veriyor, bunu adı da, “Çözümsüzlük çözüm değildir” ve “Kazan kazan” formülü oluyor! Kaybettiklerimizi sayıp duruyoruz Allah rızası için şu kazandıklarımızı da biri çıkıp söylese. Denilecektir ki, ordu siyasetten elini çekiyor, çeteler çözülüyor ya, daha ne arıyorsunuz. Bu cevap bile Kıbrıs Rum Kesimi’nin adanın tamamı adına AB üyesi yapılması, Ermenistan sınır kapısının açılmasına ramak kalması, PKK ile masaya oturulması, Irak’ın kuzeyindeki devletçiğin tanınması, İsrail’e verilen tavizler, ABD için nükleer bir çöplük haline gelmemiz ve Anadolu’nun bu ülke için bir savaş gemisi haline getirilmesi, Brüksel kanunlarının Türkiye Büyük Millet Meclisi Kanunları’ndan üstün tutulması ve Heybeliada Ruhban Okulunun Patrik’in dayattığı şartlarda açılacak olması karşılığı ordunun siyasetten elinin çekilmesi anlamına gelir ki, bundan Türkiye’yi yönetenlerin kendi ordusuna karşı dış güçlerle işbirliği yaptığı anlamı çıkar. Yani “Kazan kazan” diye pazarlanan dış politikanın karşı tarafın “kazandıklarına” karşılık Türkiye’nin “kazandıkları” kefesine demokratikleşmenin konulması iddia ve kabul edilemez, kabul edilirse, bunun karşılığının ne olduğunu, Allah korusun, söylemek bile istemiyoruz.Evet, Heybealiada Ruhban Okulu açılacak, hükümet bu karara varmış, bugün bu kararın Türk insanına kabul ettirilmesinin psikolojik savaş safhasındayız. Biliyorsunuz Mora isyanında on binlerce Müslüman Türk katledilmişti. Bunu biz söylemiyoruz, İngiliz Tarihçi W. Allison Philipis söylüyor:“- Üç gün boyunca zavallı Türk yerleşimciler bir vahşiler güruhunun şehvetine, zulmüne teslim edildiler. Ne cinsiyet ne de yaş yönünden bir esirgeme yapıldı. Kadınlar ve çocuklar öldürülmeden önce işkenceden geçirildiler. Kıyım öylesine büyük ölçüdeydi ki çete reislerinden Kolokationes’in kendisi bile, kasabaya girdiğinde, ‘Yukarı Hisar Kapısı’ndan başlayarak atımın ayağı hiç yere değmedi’ demektedir. İlerlediği zafer kutlama töreni yolu, Türk cesetlerinden bir halı ile döşenmişti!” İşte bu vahşetin ve diğerlerinin arkasında Patrikhane’nin olduğu bütün belgeleriyle ve uluslararası gözlemcilerin şahitliğinde ortaya kondu ve işin müsebbibi patrik Gregorius yargılandı, Patrikhane’nin Orta Kapısında asıldı. Olaydan sonra gizli olarak toplanan patrikhane yönetimi ise aynı yerde eşdeğer bir Türk devlet adamı asılana kadar kapının kapalı tutulması kararı verdi. Kapı, Cumhuriyet dönemine kadar zincirliydi, sonra, kaynaklandı.Patrikhane o kapıyı hâlâ açmıyor amma Hükümet işte bu Patrikhane’de ve o kapıda bir Müslüman Türk’ü asmak için yemin edecek papazların yetiştirileceği okulu açma kararı vermiş bulunuyor.Dün Bartholomeos’un faaliyetleri ve Patrikhane’nin Kin Kapısı için demediğini bırakmayan yandaş basın bugün Hükümetin kararını halka benimsetmek için nasıl takla atıyor, görün, görün de, ezberlerinizi bozarak Türkiye’de nelerin olup bittiğini yeniden bir değerlendirin bakalım.
H.Demir / 30.06.2009 / Yeniçağ http://www.yenicaggazetesi.com.tr/a_haberdetay.php?hityaz=9083


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder