30 Aralık 2008 Salı

Kruvaze Hırka



İki yumak yünden örülmüş kruvaze yelek, aslını isterseniz hiç bir özelliği yok. Özellik tarih boyunca atalarımızın yaptığı keçenin ithal edilmişinden yaptığım çiçek. Şapkaların ve atkıların kenarlarında çok şık duruyor.





Kapı süslerinin arasında lavanta torbalarına
dikkat. Bir çok yerde nikah şekeri yerine
dağıtılıyor. Maliyeti düşük, albenisi çok yüksek:))















Yılbaşı geldi, işte sizlere organze kurdeleden rengarenk kapı süsleri. Benden sizlere, sizlerde kendiniz yapıp hediye edebilirsiniz.

29 Aralık 2008 Pazartesi

Emperyalist-Dinci Kıskacında Gelen 2009

2002 sonrasında Türkiye hızlı bir değişim sürecine sokuldu. Sorunun temelinde, “emperyalizm-dinci işbirliği var”. ABD ve AB Türkiye’deki eski ortaklarının yerine yenilerini aldı. Bu ifadeyi biraz değiştirmek gerekir; “dinciler esas ortak” durumuna getirildi…
Bölücüler, kimi sermaye çevreleri ve liberaller ise “yan destek kuvvetleri” olarak görevlerini sürdürüyorlar.
Son 3-4 yıldır bu köşede, Batı kapitalizminin Türkiye’de siyasal İslamı öne çıkarmasının nedenlerini sık sık yazdım.
ABD-İngiltere-İsrail üçlüsünün önderliğinde Batı, “Türkiye’deki stratejik ortağını seçti”. Ahmet, Mehmet önemli değil; çizgi, duruş, içerik, tarikatlar ve cemaatler önemli, itaat önemli…
Kasım 2007’deki Bush-Erdoğan mutabakatı, 2002’deki ortaklığı daha belirgin hale getirdi. Öte yandan Abdullah Gül’ün ve Ali Babacan’ın bakan olarak ABD ile imzaladıkları kritik ve örtülü anlaşmalar, bu ortaklığın zeminini güçlendirmek içindi ve böyle de oldu.
Tayyip Erdoğan BOP ve Irak’ın kuzeyi ile ilgili değerlendirmeleri ve uygulamalarında ABD ile yakınlığını ve ona bağlılığını kanıtlamıştır.
Artık yadsınamayacak bu durumu bir daha gözler önüne sermemin bir nedeni var; Türkiye’de siyasal partiler, devlet bürokrasisi, ordu, üniversiteler, barolar, iş çevreleri ve sivil toplum örgütleri tutum ve değerlendirmelerinde, “lafı ağızlarında gevelemeden, daha net ve köşeli” olmak zorundadırlar.
“Ne şiş yansın ne kebap” yaklaşımları, dinci-emperyalist işbirliğine hizmetten başka bir anlam taşımıyor. Daha açık söyleyelim;
-“Ben Cumhuriyet’e bağlıyım, dincilere karşıyım” diyenler bu kadarla yetinirlerse “örtülü işbirlikçi” durumuna düşerler. “Ben dincilere de, onu destekleyen emperyalistlere de karşıyım” dedikleri zaman söyledikleri bir anlam kazanır.
-Söylemek de yetmez; avukat barosunda, profesör senatosunda, siyasetçi meydanlarda, işçi sendikasında tutumunu fiilen ortaya koymalıdır.
Herkes içinde bulunduğu kurumunu bu bilince ve duruşa yönlendirmek zorundadır.
Yoksa, “Ben Atatürkçüyüm, laik düzenden yanayım” deyip sonunu getirmezse, “göstermelik Atatürkçü” olmaktan ileri gidemez.
Kıskaçtaki Çelişkiler
Türkiye bugün dinci-emperyalist kıskacı içinde kıvrandırılmaktadır.Türkiye’den bakan herkes, her kurum, kendini buna göre gözden geçirmek, duruş belirlemek zorundadır.
Dinci-emperyalist işbirliğini “görmezlikten gelmek” ise en kötüsü. Olayları tribünden seyredenler, stadyum yıkıldığında en büyük zararı görecek olanlardır.
Dinci-emperyalist işbirliğinde “dincilerin de zorlukları var”! “Dinci düzen” uğruna Batı’dan yardım alanlar, onun her dediğini yaptıklarında, “İslami kimlikleriyle çelişmek ve çatışmak zorunda kalıyorlar”.
-BOP’a destek verdikleri için gerçek Müslüman dünyadan dışlanıyorlar. İlişkileri, Batı’nın emrindeki yönetimlerle sınırlanmış oluyor.
-“Suudileşmek” ile “İranlaşmak” arasında sıkışıp kalacaklar. Atatürkçü, Cumhuriyetçi, laik bir sosyal devlet düzenini ve katılımcı demokrasiyi reddettikleri için, “Suudi Arabistan-İran” sarmalı içinde bocalıyorlar.
ABD ve İngiltere’nin Suudileştirme dayatmaları ile İslamcı tabanın İranlaşma baskısı arasında kaldılar.
Bugün BOP Irak’ta, Kuzey Irak’ta, Afganistan’da, Pakistan’da ve Türkiye’de fiilen yürütülürken, Ahmet Davutoğlu’nun “ABD bize daha fazla bastırmasın” çığlıkları bu çelişkinin sonucudur.
Obama’nın gelişi, mutfağı değilse bile vitrini biraz kurtardı. Dinci-emperyalist işbirliğinin siyasal İslamı içine ittiği çelişkinin ve çıkmazın üstü şimdilik örtüldü. Ancak beraberinde gelen büyük iktisadi buhran, Amerika’nın elindeki seçenekleri iyice daralttı.
Bu durum, dincilerle ABD’nin işbirliğinde bazı sorunlar yaratacak. Türkiye’de düşük gelir kesimi iyice fakirleşecek, AKP’nin yarattığı yapay cennet sona erdi. Dinci tabandaki baskılar ve talepler daha da şiddetlenecek.
CHP’nin program taslağını henüz görmedim. Ama “dinci-emperyalist işbirliğine karşı açık bir duruşu yoksa”; sırf dinciler hedef alınmış ve emperyalizm boşverilmiş ise “esas meseleye hiç girilmemiş olur”.

Erol Manisalı / 29.12.2008 / Cumhuriyet

22 Aralık 2008 Pazartesi

İşte Yılın Olayı: Fırlatılan Pabuç...

2008 yılı biterken damgasını vuran olay bu oldu: Fırlatılan pabuç.
Amerika’ya yapılan en etkili saldırılardan birisi daha.
11 Eylül 2001 ile kıyaslanabilecek bir olay.
Dünyadaki asimetrinin en çarpıcı örneklerinden birisi.
Bir habercinin, kendi ülkesine gelip basın toplantısı yapan işgalci ülke başkanına yapabileceği en etkili saldırı.
Kendi ülkesinin gölge başkanının yanında oturan Bush’a fırlatılan pabuç bir ordunun yapamadığını yapmıştır.
Yanından geçen pabuçtan korunmak için eğilen baş artık bir daha kalkamaz.
“Al sana veda öpücüğü, köpek.”
İşte, tek başına bir kişi.
Kendi kararını veren, kendi kararıyla harekete geçen bir irade.
“Ben tek başıma ne yapabilirim?” mızıklanmasına inen bir tokat.
“Bana mı kaldı canım?” kaytarmasına vurulan bir şamar.
Evet, işte tek kişi.
Evet, işte kendi başına.
O artık bütün işgale uğrayan ülkelerin ortak kahramanıdır.
Bunu düşünerek yaptığını sanmıyorum.
Ulaşabileceği yerde yapabileceğini yapmak isteyen bir isyancı o.
Ülkesine yapılan hakareti içine sindirememiş birisi.
İşgalci Amerika’ya duyulan nefretin harekete geçen simgesi.
Obama bu pabuça dikkatle bakmalıdır.
Şu anda seçtiği yardımcılarıyla ikinci bir Bush olma kaygısı yaratıyor.
Amerika, bu saldırgan kimliğiyle Ortadoğu ülkelerinin nefret odağıdır.
Ne yazık ki benim ülkem, teslimiyetçi bir iktidarın elinde Amerika’nın Ortadoğu’daki temsilcisi olmaya zorlanıyor.
Buna karşı çıkacak yürekli bir muhalefet de görülmüyor.
Pabuçlarımız artık bize daha da ağır gelecek...
***
Bağımsızlığı bize anlatan Atatürk’tür.
Bağımsızlığı dünyaya anlatan Atatürk’tür.
Bağımsızlığın nasıl kazanılacağını öğreten de Atatürk’tür.
Bağımsızlık savaşılarak kazanılır.
Bağımsızlık ricayla, minnetle, yaltaklanarak kazanılmaz.
Bağımsızlık savaşarak, kanla, terle kazanılır.
Bağımsızlığın ne olduğunu unutanlara seslenmek gerekiyor:
Irak’a bakın. Irak’ta olup bitenlere bakın.
Yugoslavya’ya bakın. Balkanlar’a bakın.
Kafkasya’ya bakın.
Ülkelerin nasıl parçalandığına bakın.
Orayı burayı satanların, kapı arkası tezgâhçılarının oyunlarına bakın.
Eğer oralara bakamıyorsanız?
Eğer bakıp da göremiyorsanız?
Görüp de anlayamıyorsanız?
Siz bağımsızlığı hak etmiyorsunuz demektir.
Atatürk’ü de hak etmiyorsunuz demektir.
Sizin yapıp yapacağınız, işgalcilerin elini eteğini öpmektir.
Ama sonunda, atmaya kıyamadığınız pabucunuzu elinize verip sizi vatanınızdan kovarlar.
Biz, yaşayan liderimiz Atatürk’le beraber, sonuna kadar yürümeye yeminliyiz...

Erdal ATABEK / 22.12.2008 / Cumhuriyet
erdalatak@gmail.com

1 Aralık 2008 Pazartesi

CHP'nin Olamadağı....

CHP’nin Olamadığı...
CHP uzun yıllardır iktidar olamıyor.
Bu olamayışın elbette nedenleri var.
Parti yöneticileri de kendi nedenlerini araştırıyordur.
Şimdi anlaşılıyor ki iktidar yolu için yeni bir anahtar deneniyor.
Bu anahtar, türbanlı ve çarşaflı kadınların temsil ettiği kitledir.
CHP, genel başkanının çarşaf üzerine CHP rozeti takmasıyla iktidar yolunu açabilir mi?
Kendileri bu soruya ‘evet’ demiş olmalılar ki bu adımı atıyorlar.
CHP içinde de dışında da bu girişime ‘evet’ diyen de vardır, ’hayır’ diyen de.
Kendi düşüncemi açıklayayım.
Bir partiye, partinin toplantılarına herkes gelebilir, türbanlısı da, çarşaflısı da.
Ama her gelen o partiye -eğer ilkeleri varsa- üye olamaz.
Üye olabilmek için, o partinin ilkelerini bilip kabul etmeli, tüzüğünü benimsemiş olmak gerekir.
Partinin de bu konuda yetkili organlarının ortak kararı olmalıdır.
Bu bakımdan Deniz Baykal’ın yaptığı yanlıştır.
Yanlış bir adımdır ve bir seçim öncesinde ne yazık ki seçim yatırımı etiketi taşımaktadır.
Bu yanlış adım, CHP’nin her koşulda ona oy veren seçmenini irkiltir.
CHP kendi oylarını kaybedebilir.
Türbanın ve çarşafın temsil ettiği seçmenden oy alabilir mi? Hiç sanmam.
Türbanın ve çarşafın oyları -birçok nedenle- AKP’nindir.
Aslında bu adımıyla CHP, kendi elini zayıflatmış, AKP’nin elini güçlendirmiştir.
Seçimlerde bu girişimin AKP tarafından nasıl kullanılacağı da görülecektir.
CHP, Kemal Kılıçdaroğlu’nun belgeli muhalefetiyle kazandığı çok değerli puanları da bu girişimiyle azaltmıştır.
CHP neden iktidar olamamaktadır?
Bu soru yanlış sorudur. Doğru soru şudur:
CHP neden muhalefet olamamaktadır?
CHP neden Meclis muhalefeti ile yetinmektedir?
CHP neden toplumsal muhalefet olamamaktadır?
CHP neden kendi içinden dışarıya çıkamamaktadır?
CHP muhalefet olamadığı için iktidar olamamaktadır.
CHP’nin asıl sorunu muhalefet olamamaktadır.
CHP, başkanlarının hitabet sanatçısı gibi düzgün konuşmasıyla, bağırıp çağırmasıyla muhalefet yaptığını sanmakta ve yanılmaktadır.
CHP, genel başkan odaklı bir parti durumundadır ve etkisizdir.
CHP halkın özlemleri odaklı bir parti olmadıkça ne muhalefet olabilir ne de iktidar.
AKP iktidarının temel nedeni, CHP’nin stratejisinin olmayışıdır.
Şimdi bu tıkanıklığı aşma adına bulunan anahtar CHP’yi bilinen yolundan da ayırmaktadır.
Türban ve çarşafın simgelediği zihniyet laik olabilir mi?
Türban ve çarşafın simgelediği zihniyet kadın-erkek eşitliğini kabul edebilir mi?
Türban ve çarşafın temsil ettiği ideoloji din dışı bir toplum düzeninden yana olabilir mi?
Türbanlı ve çarşaflı bir CHP, soluk ve silik bir AKP benzerinden başka ne olabilir?
‘CHP ne yazık ki iktidar olamıyor’ diyorduk.
Bu gidişle ‘CHP iktidar olsa ne olacak’ mı, diyeceğiz?
Biz, kimlerle mücadele ettiğimizi, onlarla neden mücadele ettiğimizi biliyoruz.
Mücadelemizi şaşırtmaya çalışanlarla aynı yolda olamayız.
Atatürk Cumhuriyetini temsil etmeyen bir CHP, bizim oyumuzu artık isteyemez.
Bizim oyumuzu istemeye bile hakkı olamaz.
Biz mücadelemizin bilincindeyiz.
Ya siz?..

Erdal Atabek / 01.12.2008 / Cumhuriyet