16 Eylül 2008 Salı

Bir inek, bir at, bir eşek..

dağılıp insanların ne yaptıklarını öğrenmeye, beş yıl sonra buluşmaya karar vermişler. Beş yıl sonra buluşma yerine önce inek ile at gelmiş. İkisi de dişleri dökülmüş, kamburları çıkmış, çökmüş ve perişan olarak dönmüşler.

At sormuş: “Ne oldu sana böyle?”

İnek, iç çekerek yanıtlamış: “İnsanlar çok acımasız. Beni durmadan birbirlerine sattılar. Alan sütümü sağdı. Bir başka ineği yanıma koyup çifte koştular, aç bıraktılar. Canımı zor kurtardım!”

Sonra at anlatmış: “Benim de ağzıma bir demir parçası gerdiler. Ağzımı açamadım. Üzerime bindiler. Binmedikleri zamanlar zincire vurdular... Belim çöküp de sırtımda taşıyamaz olunca arkama kocaman bir araba bağlayıp hepsini birden taşıtmaya başladılar. Taşıdıkça kırbaçladılar. Ben de canımı zor kurtardım!”

Bir süre sonra eşek mutluluktan anıra anıra gelmiş! Şişmanlamış, tüyleri parlamış, gözleri “eşek gözü güzelliğinden” daha da güzelleşmiş. Üzerinde lacivert takım elbise varmış, son modaya uygun olarak kravat takmamış!

İnek ile at “Hayrola! Ne oldu böyle sana?” diye sorunca eşek kasıla kasıla anlatmaya başlamış: “Yolum bir ülkeye düştü. Biri bağırdıkça insanlar onu coşkuyla alkışlıyordu. Ben de dayanamadım yüksekçe bir yere çıkıp anırmaya başladım. Ben anırdıkça insanlar benim yanıma koştular. Bağırmamı bilirsiniz, duyan yanıma koştu. Onlar geldikçe ben daha çok din-min, iman-miman, türban-mürban diye bağırdım! Sonra beni seçip bir koltuğa oturttular. Elimi sıcak sudan soğuk suya sokmaz oldum. Bir şey yapmama gerek yoktu. Ben anırdıkça, onlar ‘Ülke seninle gurur duyuyor!’ diye alkışlıyorlardı. Onlar alkışlıyordu, ben de yedikçe yiyordum. Yedikçe palazlandım. Bazılarına de yedirdim, onlar da palazlandı. Palazlandıkça bana yeni yiyecekler getirdiler.”

İnek ve at şaşkınlıkla sormuşlar: “Peki! Senin eşek olduğunu anlamadılar mı?”

Eşek katıla katıla güldükten sonra yanıtlamış: “Anladılar anlamasına da iş işten geçmişti!”

Hiç yorum yok: